Izmir / KONAK - Konak'ın Tarihi Yerleri


KADİFEKALE

 

Tepekule'deki eski İzmir (Smyrna) dışında, kentin Pagos'ta (Kadife Dağı) yeniden kurulduğu alandır. İ.Ö. 4. yüzyılda kurulan kentten bugüne değin varlıklarını sürdüren Hellen, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar görülmeye değer arkeolojik öneme sahip eserlerdir. İzmir'in ve körfezin kuşbaşı seyir noktası olan Kadifekale, şehrin güneyinde 186 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. Eski adı Pagos olan Kadifekale'de yaşayan Amazon kadınlarının, dağın eteklerinden Meles Çayı kıyılarına indikleri, hakimiyetlerini uzun yıllar sürdürdükleri rivayet edilir. Büyük İskender'in generallerinden Lysmachos tarafından yaptırılan kalede halen bu döneme ait kalıntılara rastlanırken, Bizans Dönemi’ne ait sarnıçlar da bulunur.

 

SMYRNA ANTİK KENTİ - AGORA

 

İ.Ö. 4.yüzyıl’da Anadolu Pers egemenliği altında yaşamakta idi. Yunanistan’da ise Atina, Sparta, Korinthos gibi kent devletleri kendi aralarındaki çekişmeler nedeniyle ortak düşmanları olan Perslere karşı politik ve askeri birlik sergilemekten uzaktılar. Bu ortamda kuzey Yunanistan’daki kabileleri bir araya getirerek önemli bir güç haline gelen Makedonya Kralı II. Philippos Yunan kent devletlerini M.Ö. 388’de Korinthos Birliği çerçevesinde bir araya getirmeyi başarmış ve bu birliğe, oğlu III. Aleksandros ile birlikte Perslere savaşa girme kararı aldırarak bu savaşın önderliğini üstlenmiştir.

 

Philippos’un M.Ö. 336’da öldürülmesi üzerine önderlik bu kez oğlu III. Aleksandros daha çok bilinen adıyla Büyük İskender tarafından üstlenilmiştir. M.Ö. 334 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek Anadolu’ya giren Büyük İskender Granikos (Biga-Kocabaş Çayı) kıyısında Persleri ilk kez yenilgiye uğrattıktan sonra Sardes’e ve ardından Ephesos’a ulaşmıştır. Sardes ve Ephesos arasındaki yolculuğu sırasında bizzat Smyrna’ya uğradığı konusunda çağdaş arkeolojik ve epigrafik belgeler suskundur. Ancak daha sonraki tarihlerde, M.S. 2. yüzyılda, Pausanias’ın Periegesis tes Hellados adlı eserinde kentin kuruluş efsanesini İskender’e dayandırdığı görülmektedir. Pausanias’ın kentin kuruluşuna ilişkin anlattıkları şöyledir. 

 

"Philippos oğlu İskender, şimdiki kenti, uykusunda gördüğü bir düş yüzünden kurdu; Pagos Tepesi üzerinde avlanmaktayken, avdan dönüşünde, söylendiğine göre, Nemesisler’in Tapınağı önüne gelmiş; burada tapınağın önünde bir kaynak ve onun suyu ile büyümüş bir çınar ağacı varmış. Çınar ağacının altında uyurken Nemesisler ona görünerek burada bir kent kurmasını ve Smyrna halkını eski kentten çıkarıp oraya getirmesini buyurmuşlar. Bunun üzerine İzmirliler Klaros’a (Apollon’a) elçiler göndererek durum hakkında fikrini sordular ve tanrı cevap verdi: Kutsal Meles’in ötesindeki Pagos’ta oturacak olanlar eskisine göre üç kat, dört kat daha mutlu olacaklardır."

 

 

SMYRNA – BAYRAKLI HÖYÜĞÜ

 

 

Bayraklı'da yer alan höyük, Smyrna’nın ilk kurulduğu yerdir. Bayraklı Höyüğü (İÖ 3. bin-300) kayalık bir tepe ve üzerindeki yerleşme tabakalarından oluşur. Burada ele geçen en erken buluntular İÖ 3. bine ait seramik parçalarıdır.  İlk yerleşme Eski Tunç Çağı’na aittir. Tunç Çağları'ndaki yerleşmeler höyüğün küçük bir bölümünü kaplıyorken, Hellen çağlarında yerleşim, bugün modern duvarlarla çevrili sit alanının çok daha dışına taşmaktadır.

 

Buradaki ilk bilimsel çalışmalar Profesör Ekrem Akurgal tarafından İngiliz-Türk üyelerden oluşan bir heyet ile 1948-1951 arasında gerçekleştirilmiştir. 1966 yılında tekrar başlayan kazılar 1966-1992 arasında Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal tarafından yapılmış ve 1993’ten itibaren de Prof. Dr. Meral Akurgal tarafından sürdürülmektedir. 

 

Smyrna Kenti höyük üzerinde İÖ 11. yüzyılda bir Aiol kenti olarak kurulmuş ve İÖ 1000-300 arasındaki 700 yıllık süreç içerisinde gelişmiştir.  

 

İÖ 11. ve 9. yüzyıllar arasında tek odadan oluşan bahçe içinde evlerle Smyrna, köy düzeninde bir yerleşmedir. Planı ve tarihi kesin olarak bilinen Batı Anadolu’nun en eski evi buradaki Oval Ev’dir. 

 

Eski İzmirliler kentlerini, İÖ 9. yüzyıldan itibaren kerpiç tuğlalarla örülmüş bir sur ile korumaya başlamışlardır.

 

 İÖ 9. ve 8. yüzyıllardan itibaren bir kent-devlet kimliğini taşıyan Eski İzmir’i Basileus adı verilen bir bey idare etmekteydi. Homeros’un İlias’ta bahsettiği gibi burada da halkın başta gelen geçim kaynağı tarımdı. Küçük Yamanlar Dağı’nın eteklerinde ve ovada oturan halk toprak işliyor, bağcılık, zeytin ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Her aile kendisi için gerekeni üretiyordu. Bu nedenle ticaret henüz gelişmemişti. 

Smyrna’da özellikle İÖ 750-550 tarihleri arasında, mimarlık alanında büyük bir atılım gerçekleşir. Aiol düzenindeki sütun başlıkları ile Anadolu’nun en eski Athena Tapınağı burada inşa edilmiştir. Athena Tapınağı (İÖ 725 – 546) Aiol düzeninde 6 x 10 sütunlu bir peripterostur. MÖ 546’da olagelen Pers saldırısı ile tapınak işlevini yitirir. Bu tarihten sonra kullanılmamıştır. Athena Tapınağı’nın güneydoğu köşesinde bir tapınak yapısının temelleri daha vardır. 

 

İÖ 650-546 tarihlerinde Aiolis Bölgesi'nin önemli bir yerleşmesi olan Smyrna bu süreçte görkemli taş surlar ile çevrilidir. Ege’deki Aiol ve İon yerleşmeleri içerisinde mükemmel taş işçiliğiyle yapılmış en güzel ve en eski sur örneği (İÖ 7.yy ilk yarı) Smyrna Kenti’ni kuşatır. Surun kuzeydoğu köşesinde kentin girişi yer alır. İÖ 6. yüzyıl başlarında Arkaik surun dışına ikinci bir sur daha inşa edilmiştir. Her iki surun arasında İÖ 7. yüzyıl sonu ve 6. yüzyıl ortası arasındaki kısa dönemde kullanılan bir gömü alanı vardır. 

 

Höyüğün güneydoğu köşesinde hem kente, hem de kent dışına hizmet veren anıtsal çeşme (İÖ 7. Yy. Son dörtlük) yapısı yer alır. Bindirme tekniğinde andezit taştan inşa edilmiştir. Çeşme, yapım tekniği ve anıtsal binası ile Adalar ve Yunanistan da dahil olmak üzere Batı Dünyası’ndaki bu tür mühendislik yapılarının günümüze kadar korunmuş şimdilik en erken ve en eski örneğidir. 

 

İÖ 7. yüzyılın ikinci yarısında ev mimarisi gelişme gösterir. Evlerin hepsi megaron türünde yapılardır. Toplantı Megaronu ve Çifte Megaron bunların en güzel örnekleridir. Bunlar Doğu Helen mimarisinin ünik eserleridir. Bu arada Smyrnalı’lar tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine katılırlar. 

 

Smyrna’nın İÖ 7. yüzyıl sonundan itibaren İÖ 4. yüzyıl da dâhil olmak üzere kullanılan, bir ana caddesi ve bu caddeye dik olarak ulaşan birbirlerine paralel sokakları vardır. Eski Smyrnalı mimarlar Batı Dünyası'nın ilk ve en eski geometrik dokulu, ızgara biçimli kent planını burada geliştirmişlerdir.

 

Bu bağlamda Smyrna, gün ışığına çıkarılan surları, çok odalı banyolu evleri, kutsal yapıları, anıtsal çeşmesi gibi önemli kalıntıları ve geometrik dokulu kent planı ile Batı Anadolu’nun Arkaik Dönem arkeolojisi için ideal bir kent örneğidir. 

 

Smyrna Kenti İÖ 546 tarihlerindeki Pers saldırısı ile bir duraklama sürecine girer. İÖ 400-330 tarihleri arasında kent yeniden canlanıp gelişmeye başlar. İÖ 5. yüzyılda höyük üzerinde küçük ancak zengin bir yerleşme vardır. 

 

İÖ 4. Yüzyıl yapı katında üç büyük yapı kompleksi yer alır. Evler, ortada bir avlu etrafına dizilmiş odalardan oluşur. İÖ 5. ve 4. yüzyıllarda yoğun iskân gören Smyrna, bir kral ya da bir tiran tarafından demokratik olarak idare edilmiştir. 

 

İÖ 4. yüzyılın sonlarına doğru yeni Smyrna Kenti, antik kaynaklardan da bilindiği gibi körfezde, Bayraklı’dan 20 stadion uzaktaki Pagos’ta (Kadifekale) kurulur. 

 

 

Kaynak: Prof. Dr. Meral AKURGAL

http://www.izmirmuzesi.gov.tr/antik-yerlesim-alanlari-smyrna.aspx

 

 

Antik kentlerin kuruluşunda kahramanlar ve kehanetler önemliydi. Smyrna’nın kuruluşunda da bu iki unsur da böylece kullanılmış olur. Ephesos’un önerisiyle İon Kentleri Birliğine 13. üye olarak katılan kent İskender’in ölümünden sonra komutanları Antigonos, Lysimakhos ve Seleukoslar ile ardından Pergamon Krallığı zamanında Pagos Tepesi (Kadifekale) ile Liman (Kemeraltı) arasındaki yamaç ve düzlüklerde yeni bir kent olarak büyüdü. M.Ö. 133’de tüm Pergamon Krallığı ile birlikte Roma egemenliğine geçen kent, M.Ö. 129’da Ephesos merkezli Asia Eyaletinin önemli bir kenti haline geldi. Sonraki 400 yıl boyunca Ephesos ve Pergamon ile yarışan kent Erken Bizans Döneminde tüm Batı Anadolu’nun en önemli kenti haline geldi. Bundan sonra da Anadolu’nun iç bölgelerini deniz ile buluşturan önemli bir liman kenti olarak önemini günümüze kadar korudu.

 

Antik kentlerde agoralar kentin siyasi, idari, adli ve ticari merkezi durumundaydı. Agoralar için her kentin merkezinde birkaç yapı adası ayrılırdı. Agora alanının etrafı portikolarla (sütunlu galeriler) çevrelenirdi. Galerilerin gerisinde Bouleuterion (Meclis Binası), Prytaneion (resmi tören ve toplantıların yapıldığı, yemeklerin verildiği yapı), Resmi Ofisler, Mahkeme, Borsa, Arşiv, Et-Balık Pazarı, Latrina (Tuvaletler) gibi kamu yapıları yer alabilirdi. Portikolar güneşli, yağmurlu, aşırı soğuk ve sıcaklarda insanların korunması ve sığınması için kullanılan yarı açık alanlardı. Agora avlusunda önemli kişiler, günler ve anlaşmalar için dikilmiş basamaklı anıtlar, heykeller, dini törenlerde sunu yapılan altarlar, exedralar (mermer oturma yerleri) kentin saygı gösterdiği bir tanrının tapınak ve sabit sunağı yer alırdı. 

 

Smyrna Agorası kentin merkezinde, bu bölgedeki ızgara kent planına uygun olarak dikdörtgen bir alanı kapsamaktadır. Smyrna'nın idari, siyasi, adli ve ticari merkezi durumundaydı. Agora'nın planlandığı alandaki arazi eğimi, batı ve kuzeyde inşa edilmiş, bugün kalıntıları görülen bodrum katları ile giderilmiştir. Agora avlusu bodrum katların üst seviyesine kadar dolgu yapılarak yükseltilip bir teras haline getirilmiştir. Oluşturulan bu teras düzleminin etrafı ise portikolarla çevrelenmiştir. Smyrna Agorası Bizans ve Osmanlı dönemlerinde ise mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Mevcut kalıntılar ve yapılan sondajlar agora alanının kentin kuruluş efsanesine uygun olarak Büyük İskender'den hemen sonra M.Ö. 4. yüzyılın sonundan itibaren planlandığını ve bu tarih ile birlikte çevresindeki yapıların etap etap inşa edildiğini işaret etmektedir.

 

Bugün Agora'da Batı Portiko'nun büyük kısmı ve Doğu Portiko'nun küçük bir bölümü ile kuzeydeki Bazilikanın tamamı ortaya çıkarılmıştır. Yeşil alan olarak kullanılan ören yerinin güneyindeki alanda Güney Portiko yapısının olması beklenmektedir. Son yıllardaki kazı çalışmaları ile Batı Portikoya bitişik bir Bouleuterion / Odeion'un varlığı tespit edilmiştir. Kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılan bir başka kentsel bulgu da agoranın hemen kuzeyinde doğu-batı doğrultusunda uzanan ve Kuzey Cadde olarak adlandırılan caddedir. Buluntular içindeki bir arşitrav bloğu üzerindeki yazıt diğer antik kaynaklar tarafından ifade edilen agora içinde veya yakınında bir Nemesis Tapınağı'nın varlığını işaret etmekteyse de henüz bu tapınağın yerine ilişkin saptamada bulunmak mümkün olamamıştır.

 

Smyrna Agorası'nda gerçekleştirilen ilk kazılar Türkiye Cumhuriyetinin ilk kazı faaliyetlerinden biri olarak 1932 yılında başlatılmış ve 1941 yılına kadar İzmir Müzesi Müdürü Selahattin Kantar ve Rudolf Naumann tarafından sürdürülmüştür. Bu tarihten sonra sık sık inceleme ve temizlik çalışmaları yapılan Agora Örenyeri'nde İzmir Müzesi başkanlığında, İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası desteğiyle 1996-2006 yılları arasında kurtarma kazısı kapsamında kazı çalışmaları yapılmıştır.

 

Temmuz 2007'den itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Akın Ersoy başkanlığında Bakanlar Kurulu Kararlı Kazı statüsünde gerçekleştirilen Smyrna Antik Kenti Kazıları, Agora Ören Yeri dışında kentin bazı başka noktalarında da sürdürülmektedir.

 

Web sayfası: http://www.antiksmyrna.com

 

Agora Kazıevi Projesi web sayfası: http://www.agorakazievi.org

Kaynak: Doç. Dr. Akın ERSOY, Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü

http://www.izmirmuzesi.gov.tr/antik-yerlesim-alanlari-agora.aspx

 

 

ANITLAR

 

ATATÜRK ANITI

 

Cumhuriyet Alanı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri’’ komutunu taşıyan anıt, 1933 yılında yapılmıştır. Atatürk’ü üniforma ile ve bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir.

 

İLK KURŞUN ANITI

 

Yunan Ordusu'nun İzmir'i işgali sırasında, denizden karaya çıkan düşman askerlerine karşı ilk kurşunu sıkarak, Türk direnişinin ilk örnek davranışını gösteren ve ardından şehit olan Gazeteci Hasan Tahsin adına 1974 yılında dikilen ve onu ilk kurşunu sıkarken gösteren heykel-anıt, bugün Konak Meydanı'ndadır.

 

DOKUZ EYLÜL ANITI

 

İzmir'in 1922 yılında kurtuluşu esnasında şehit düşen Türk askeri için yapılmış olan anıt, Halkapınar Semti'nde bulunur.

 

CUMHURİYET AĞAÇ ANITI

 

2002 yılında Gündoğdu Meydanı'na dikilmiştir.

 

TARİHİ YAPILAR

 

HÜKÜMET KONAĞI

 

İzmir’in yönetim merkezi olan, günümüzdeki Hükümet Konağı yerinde bulunan ve Katipzade Konağı olarak bilinen ahşap yapı, vali konağı olarak kullanılmaktadır. Bölgenin “Konak” adıyla anılması, işte bu eski konak nedeniyledir. “Devlet dairelerinin bir çatı altında toplanmasını” sağlamak için uygun bir binanın mutlaka yapılmasının gerektiği düşüncesi ile iyice harap hale gelen Katipzade Konağı yıktırılarak, 1868 yılında yeni Hükümet Konağı’nın yapımına başlanır. Yapının planları Fransız mühendis Rufo tarafından hazırlanır, inşaat hazırlığını ise Salepçioğlu Hacı Ahmet Efendi üstlenir. İzmir'de Napoli tarzıyla döşenen ilk kaldırım, bu nedenle, günümüzdeki Anafartalar Caddesi'nin bu konak yanında kalan giriş bölümünde uygulanır. 1872 yılında tamamlanan ve 1919 yılında İzmir'in işgalini ve 1922 yılında kurtuluşu yaşayan Hükümet Konağı 1970 yılında yanar ve tamamen yıkılsa da, ana bina aslına sadık kalınarak onarılır.

 

SAAT KULESİ

 

Şehrin hemen herkes tarafından simgesi kabul edilen Saat Kulesi, Konak Meydanı’nın odak noktasıdır. Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yılında armağan olarak 1901 yılında inşa edilen kulenin mimarı M. Raymond Pere'dir. Sekizgen şekilde inşa edilen ve dört bölümden oluşan kule tabanının dar kenarlarında yer alan ve dörder küçük sütun üzerine oturan, at nalı kemerli sebillerin üçer çeşme kurnası ve ortalarında fıskiyeleri vardır. Platform beyaz mermerden, diğer bölümler ise Denizli yakınlarından getirtilen kesme taşlardan yapılmıştır. Üst bölümde, dış yüzlerde bulunan dört adet saat, Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. 22 adet dişli çarktan saatin mekanizması üzerinde 1901 tarihi bulunur ve her biri beşer kilogramdan fazla ve çelik halatlarla bağlı iki ağırlığın haftada bir yukarı çekilmesinin sağladığı güç ile çalışır. 1974 yılı depreminde yıkılan kulenin en üstteki bölümü, 1976 yılında onarım görmüştür. O tarihe kadar çalan çanı ise artık çalışmamaktadır.

 

MİLLİ KÜTÜPHANE

 

23 Haziran 1912 tarihinde Beyler Sokağı'nda Salepçizade Konağı'nın selamlık bölümünde hizmete giren kütüphanenin bugünkü binasına taşınması, uzun yıllar almıştır. 29 Ekim 1933'te Cumhuriyet’in 10. Yıl Şenlikleri’nde hizmete açılan Neo-Klasik tarzdaki yapının köşelerdeki ikiz Osmanlı taç kapılarında, iki renk taştan yapılan at nalı,kemer, ikili ve üçlü gruplar oluşturan pencerede sivri kemerler kullanılmıştır. Girişlerin ve üst kat pencerelerinin alınlıklarında ve aralarındaki kare panolarda girift bitki motiflerinin oluşturduğu bezemeler vardır. Girişlerde asılı dönemin süslü fenerleri, aynı yılların bir başka özelliğidir. Betonarme olan yapının cephelerinde girişler ve subasman mermerle yüzeyler düzgün kesme taşla kaplanmıştır. Kurşun kaplı tonoz dışında yapının üst örtüsü geniş saçaklı kiremitle kaplı ahşap çatıdır.

 

ELHAMRA SİNEMASI

 

Yıllarca Milli Kütüphane’ye bağlı olarak çalışan ek bina, Elhamra Sineması olarak İzmirlilerin belleğine yerleşmiş, 1980’den sonra İzmir Devlet Opera ve Balesi’ne verilmiştir. Tasarımı Mimar Tahsin Semer’e ait yapının mühendisi Galip Bey’dir. İzmir Kütüphane Cemiyeti tarafından yaptırılan ve 840 kişi alacak büyüklükte olan sinema, 120 metrekarelik sahnesiyle dönemin en konforlu ve en büyük sinemasıdır.

 

PASAPORT İSKELESİ

 

1867’de başlayan İzmir Limanı inşaatının bir bölümünü oluşturan Pasaport Rıhtımı, 1876’da Fransız Guiffray Şirketi tarafından ve İngiliz mühendislerin projelerine göre bitirilmiştir. Günümüzde Pasaport İskelesi, örneklerine Cumhuriyet’in ilk yıllarında rastladığımız, Osmanlı ve Selçuklu mimarlığından esinlenen 1. Milli Mimari stilindedir.

 

ALSANCAK GARI

 

Robert Wilkin adlı İzmirli İngiliz tüccar ile dört ortağı 1855'de İzmir-Aydın demiryolu için imtiyaz talebi ile Osmanlı Hükümeti'ne başvurmuş ve 1856'da imzalanan sözleşme ile bu imtiyazı almışlardır. 1857'de şirket el değiştirmiş ve "İzmir'den Aydın'a Osmanlı Demiryolu" adını almıştır. 1857'de Vali Mustafa Paşa döneminde temeli atılan demiryolunun başlangıcında yer alan Alsancak (o günkü adıyla Puma) Garı, 1858'de hizmete açılmıştır.

 

KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ BİNASI

 

1891’de kurulan İzmir Ticaret Borsası, 1919’a kadar yapıda etkinliğini sürdürmüş, işgalden sonra 1921’de ise Yunan Milli Bankası’nın kullanımına ayrılmıştır. 1922’den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı, halen İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü binası olarak hizmet veriyor. İzmir’deki 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.

 

ASANSÖR

 

Karataş Semti'nde, Mithatpaşa Caddesi'nden yaklaşık 40 metre yükseklikteki Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne çıkan Asansör, 1907 yılında Nessim Levi tarafından yaptırılmıştır. 1942 yılında Şerif Remzi Reyent'e satılan Asansör, onun ölümü üzerine yeğeni Ayla Hanım'a kalmış, Ayla Hanım ise 1977 yılında belediyeye bağışlamıştır. Asansör kulesinde iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrikle çalışmaktadır. 1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonda her iki asansör de elektrikle çalışmak üzere düzenlenmiştir. Asansör'ün Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne ulaştığı yerde, demir konsollar ile taşınan ahşap bir balkon bulunmaktadır. Balkonun dökme demir korkuluklarının o dönemde İzmir ve İstanbul'da çok sık kullanılan motifleri taşıması ilgi çekicidir. Kule, taş olan ilk bölümden sonra tuğla olarak yükselir ve balkona kadar iki kademe ufalır. Balkon üzerinde kalan bölüm ise daha ufaktır.

 

MİTHATPAŞA TEKNİK VE ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ

 

İzmir'in kurtuluşundan günümüze aynı yapıda eğitim veren en eski okuldur. Önceleri öğrenci ve ödenek yokluğu nedeniyle bir zaman kapalı kalmış ve 1882 yılında "Hamidiye Sanayi Mektebi" olarak açılmıştır. İzmir'in işgali sırasında okula Yunan Ordusu tarafından el konulsa da kurtuluştan sonra eğitim yeniden başlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk İzmir'e gelişleri sırasında okulu üç kez ziyaret etmıştır. Günümüzdeki İzmir Fuarı'nın temeli olan "Birinci Dokuz Eylül Sergisi" de 1927 yılında bu binada açılmıştır. 1997 yılında büyük bir yangın geçiren okul, tepeden tırnağa onarılarak aynı yıl yeniden faaliyete başlamıştır.

 

VAKIFLAR BANKASI

 

Çatalkaya Hanı 1931'de Mimar Mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştır. 1938'de Vakıflar İdaresi'nin eline geçen yapının Cumhuriyet Bulvarı kanadında halen İzmir Vakıflar Bankası İzmir Şubesi, Şehit Fethi Bey Caddesi ucunda ise kiralık dükkan ve bürolar bulunur. Yapı, 1.Milli Mimarı ve An Deco stillerinin özelliklerini taşır.

 

BORSA SARAYI

 

İzmir'in dünya ekonomisiyle bütünleşen bir ticaret kenti olmasından ötürü, modern iktisadi kurumlarla erken tanıştığı bilinir. Borsa da bunlardan birisidir. Yürütülen çalışmaların olgunlaşması, yasal çerçevenin hazırlanması ve özel borsaların faaliyetten men edilmesinden sonra 1892 yılında kurulmuştur. Uzun süre farklı binalarda hizmet veren kurum, 1928 yılında tamamlanan ve teslim alınarak "Borsa Sarayı" adıyla hizmete sokulan binasında faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır.

 

OSMANLI BANKASI

 

1926’da Mimar G. Mongeri tarafından yapılan İzmir Osmanlı Bankası, 1.Milli Mimari Dönemi yapılarındandır. Camlı tavanlı banka holü, cephe süslemeleri ve üstü kapalı bir teras olarak projelendirilmiş olan en üst katı ile yapı, aynı mimara ait olan ve Ankara’da bulunan Osmanlı Bankası’nın bir benzeridir. Teras katı, sonraki yıllarda, yapının mimari karakterine yabancı kalan doğramalar ile kapatılmış, özgün projede banka ile birlikle tasarlanmış olan komşu parseldeki iş hanı ise sonradan yıkılarak, yerine bir şube binası inşa edilmiştir. Banka kapısı da son yıllarda yıkılarak değiştirilmiştir.

 

İZMİR KIZ LİSESİ

 

İzmir Valisi Rahmi (Aslan) Bey zamanında Muallim Mektebi yapmak üzere inşa edilmeye başlanan bina, 1919-1922 yılları arasındaki dönemde Yunan İşgal Komiserliği tarafından Ionia Üniversitesi kurmak amacıyla tamamlanmıştır. İzmir'in kurtuluşundan sonra 1923 yılından itibaren Erkek Muallim Mektebi olarak hizmet vermeye başladı. 1936 yılında Muallim Mektebi’nin kurulmakta olan Köy Enstitüleri kapsamında Kızılçullu'ya taşınmasından sonra İzmir Kız Lisesi’ne tahsis edildi.

 

BÜYÜK KADIRÇALI HAN

 

Mimar Kemalettin Caddesi ve Gazi Bulvarı’nın kesiştiği noktada yer alan han, Mimar Mehmet Fesçi tarafından tasarlanıp, 1928 yılında inşa edilmiştir.

 

DÖNERTAŞ SEBİLİ

 

Tek kubbeli kare planlı bir 19. yüzyıl başı yapısı olan Dönertaş Sebili, Osmanzade Yokuşu ve Anafartalar Caddesi'ne bakan cephelerinde yer alan Barok tarzı mermer süslemeleri ile ünlüdür. Sebilin iki cephesinin birleştiği köşede süslü başlıklı yuvarlak bir sütun gibi görünen taşın aslında döner olması, yani bir türlü terazi oluşu nedeni ile bu sebil, "Dönertaş Sebili" olarak anılmıştır. Sebilin bezemelerinde kullanılan bitki motiflerinin yanı sıra, asıl önemli özelliği iki cephesinde, biri kapı üzerinde, diğeri ise çeşme üzerinde yer alan alçak kabartma tekniği ile yapılmış camili manzara tasvirleridir.

 

KIZLAR AĞASI HANI

 

Kemeraltı'nda Halim Ağa Çarşısı'ndan Hisarönü'ne giden yol üzerinde, arka duvarı Hisar Cami avlusuna, bir yanı ise Bakır Bedesteni'ne bitişik konumdadır. Kapı üzerindeki kitabeye göre Hicri 1157 (Miladi 1744) yılında I. Mahmut zamanında Kızlar Ağası Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılmıştır. Han, Hacı Beşir Ağa'nın diğer hayır eserlerini yaşatmak için vakfettiği binalardan biridir. İzmir'deki eski kagir hanlar, genellikle kare ya da dikdörtgen açık bir avlu etrafında tek ya da iki katlı olarak inşa edilmiştir. Bunlardan bazılarında hem avluya, hem de sokağa bakan dükkanlar bulunmakta, bu iki sıra dükkanı bir koridor ayırmaktaydı. Kızlar Ağası Hanı da bu hanların ayakta kalmış en önemli örneğidir. İkikatlı ve dört kapılı olan hanın avlusunun ortasında bulunan mescit, bugün dini özelliğini yitirmiştir. Alt katta kahve ve dükkanlar, üst katta ise el yapımı ürünler ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar bulunur.

 

ÇAKALOĞLU HANI

 

18. yüzyılda Osmanlı Dönemi eserlerinden biri olan Çakaloğlu Hanı, uzun dikdörtgen planlıdır ve üstü tonozlu kapalı bir çarşı şeklindedir. Dış duvarlar kesme taş ve bir sıra tuğla hatlı olarak inşa edilmiştir. Üstü tonozla örtülü uzun yolun iki tarafında karşılıklı dükkanlar sıralanmıştır. Yolu örten tonozların kaide kısımlarında ve dükkanların üstüne gelen kısımlarda sıra ile pencereler açılmıştır. Çarşı ve pencerelerden gelen ışıkla aydınlanmıştır. Dükkanlar aynı büyüklükte olup bir kısmına yuvarlak kemerli, bir kısmına düz ahşap kapılarla girilir.

 

LÜKS HAMAM

 

Kadı Hamamı da denen hamam, ilk Osmanlı eserleri arasında sayılır. İnşa tarihi 16. yüzyıl olduğu sanılan yapı, çift hamamdır. Soyunma yerleri basık sekizgen kemerli kasnaktan kubbeye, buradan da ortası beşik tonozlu ılıklığa geçilir. Yıkanma alanı dikdörtgen sahalı olup, iki yanda sivri kemerli eyvanın meydana getirdiği üstü beşik tonozlu bölmeler bulunur. Doğusunda tıraş yeri olan bölmenin kubbesi asıl kemerlere dayanır. Karşısında ise halvet yeri mevcuttur. Sekizgen tonozlu yüksek kubbesi olan hamamın kadınlar kısmında her şey aynıdır, ancak halvetleri yanda bulunur. Bugün bakımlı olan bu yapı, özel bir şahıs malı olarak faaliyetini sürdürmekte olup Anafartalar Caddesi'nde bulunur.

 

BASMANE HAMAMI

 

17. yüzyıl Osmanlı Dönemi eseridir, bakımlı ve işler durumdadır. Ortası havuzlu, soyunma yerleri dıştan sekizgen tamburlu havuz, üstü sekizgen sivri kemerli kasnağı olan orta büyüklükte bir kubbe ile örtülü olan hamam, tipik özelliklerini korunur.

 

 

 


Destekçilerimiz